61 Yıllık gizem: Dyatlov geçidi vakası

Dağcılığın tarihi, kuşkusuz aynı zamanda dağcılık kazalarının hatta felaketlerinin de tarihidir. Her biri kendi içinde birer trajedi olan bu kazaların/felaketlerin tartışmasız en çok konuşulanı, üzerinde en fazla spekülasyon yapılanı ve gündemden düşmeyeni 2 şubat 1959 yılında yaşanan Dyatlov geçidi faciasıdır. Dokuz dağcının hayatına mal olan bu kaza 60 yıldan uzun süredir konuşulmaya ve üzerine teoriler üretilmeye devam etmektedir. Bu yazıda da önce yaşananlar, ardından teoriler kısaca anlatılacak ardından kişisel yorumuma yer verilecektir.

Çoğunluğunu Ural Politeknik Üniversitesi öğrencilerinin oluşturduğu yine çoğu profesyonel 10 dağcı/tur kayakçısı 23 ocak 1959’da (sömestr tatiline denk gelen bir zaman) Ural dağlarında 3 hafta sürecek yürüyüş/tırmanış/kayak şeklinde miks bir faaliyet için yola çıktılar. Liderliğini Igor Dyatlov’un yaptığı ekip şu kişilerden oluşuyordu. İgor Dyatlov (23), Yuri Yudin (22), Georgi Krivonischenko (24) Yuri Doroshenko (24), Zina Kolmogorova (22), Rüstem Slobodin (23), Nicolas Thibeaux-Brignollel (24), Ludmila Dubinina (21), Alexander Kolevatov (25) ve Alexander (Semyon) Zolotaryov (37). Özellikle ağır kış şartları nedeniyle yürüyüş oldukça zordu. O devirdeki en yüksek kategori olan III. Zorluk Derecesindeydi. Bölgede Şubat ayında sıcaklık eksi 40 santigrat dereceye kadar düşüyordu. Gençler bu kadar zorlu bir mevsimi isteyerek seçmemişti. Okul tatilleri bu döneme denk gelmişti. Ancak gene de bir sorun yoktu. Çünkü tüm ekip üyeleri buna benzer yürüyüşleri defalarca yapmış, deneyimli dağcılardı.

dyatlov ekip

Dağcı grubu tırmanışa hazırlanmak için 25 Ocak 1959 tarihinde Ivdel’e varmışlardır. Buradan ise, otobüs ile Vizhai’ye devam etmişlerdir. Ekibin üyelerinden Yuri Yudin, Vizhai’de ayağını burkarak yolculuğunu sonlandırmış devam edememiştir. Ekip ikisi kadın toplam dokuz kişi olarak yola devam etmiştir. Yaptıkları planlamaya göre 12 Şubat’ta faaliyeti tamamlayarak geri dönecek ve aynı gün üniversitenin dağcılık kulübüne telgraf çekerek döndüklerini bildireceklerdi.

Ancak 12 Şubat’ta beklenen telgraf gelmedi. Ama bu durum başta kimseyi endişelendirmedi. Çünkü böylesine ağır kış şartlarında yapılacak böyle zorlu bir faaliyette (Urallardaki Otorten dağlarında 350 km’lik kamp yüklü ve kayaklı bir kış yürüyüşü) birkaç gün gecikme olması çok normaldi. Fakat 20 Şubat tarihinde endişeler artınca arama kurtarma faaliyetlerine başlandı. İlk başta yine öğrenci arkadaşlarından ve gönüllülerden oluşan ekiplere daha sonra polis ve ordu da katıldı. Arama ekipleri 26 Şubat’ta zirvenin 300 metre kadar altındaki bir yamaçta grubun çadırına ulaştılar. Çadır terk edilmiş ve parçalanarak kullanılamaz hale gelmiş halde bulundu. Çadırı bulan Mihail Şaravin, çadırın parçalandığını ve karla kaplı olduğunu, fakat grubun eşyalarını ve ayakkabılarını burada bıraktığını belirtti. Araştırmacılar ise sonrasında çadır üzerinde yaptıkları araştırmalarda, çadırın içeriden yırtıldığını teyit ettiler. Ekiptekiler tüm malzemelerini, sırt çantalarını, fotoğraf makinelerini, cüzdanlarını, günlüklerini, kıyafetlerini ve ayakkabılarını da arkalarında bırakarak, gece karanlığında ve eksi 25 santigrat derecede soğukta, çırılçıplak kendilerini dışarı atmışlardı. Üstelik bunu çadırı yırtarak çıkacak seviyede, büyük bir panik halinde yapmışlardı.

dyatlov çadır
Çadırdaki yırtıklar

Çadırın etrafındaki ayak izlerinden (bunların bazısı çıplak ayak, bazısı sadece çorap ve bazısı da tek ayakkabılıydı) yola çıkan arama ekipleri kamptan 1500 metre ileride bulunan bir sedir ağacının dibinde dağcılardan Yuri Krivonişenko ve Yuri Doroşenko’nun cansız bedenlerine ulaştılar. İkili sedir ağacının dallarını toplayarak ateş yakmış ve ısınmaya çalışmışlardı. Dağcıların üzerlerindeki elbiseler alınmıştı. Daha sonra anlaşıldı ki sağ kalan dağcılar arkadaşlarına ulaştıklarında ölmüş olduklarını görerek onların giysilerini giymişlerdi. Devam eden arama çalışmaları sonucunda ekipler sedir ağacı ile kamp arasında üç ceset daha buldular. İgor Dyatlov, Zina Kolmogorova ve Rüstem Slobodin. Araştırmacılar birbirlerinden 150 metre uzaklık bulunan bu gençlerin kampa giderken öldüklerini düşünüyor. Cesetler ağaçtan sırasıyla 300, 480 ve 630 metre uzaklıkta bulunuyor. Böylece bulunan ceset sayısı 5 oldu. Tüm bu cesetler, çadırın bulunduğu nokta ile ilk 2 cesedin bulunduğu sedir ağacı hattı üzerinde aralıklarla dizilmişlerdi. Cesetler arası mesafe yaklaşık 150‘şer metre kadardı. Hiç birinde de bir darp izi görünmüyordu. Son 3 cesedin başları çadır istikametinde olup, tırmanarak çadıra geri dönmeye çalıştıkları anlaşılıyordu.

cesetler

Diğer 4 dağcının cansız bedenlerine ulaşılabilmesi için ise 2 aydan daha fazla bir süre beklemek gerekti. Karların biraz erimesiyle birlikte 4 Mayıs’ta sedir ağacından 75 metre uzaklıkta dört dağcının daha cesetleri bulundu. Bu keşifle birlikte dağcıların, arkadaşları öldükten sonra elbiselerini giydikleri kanıtlanmıştı çünkü bulunduklarında Zolotaryov, Dubinnia’nın kürklü montunu ve şapkasını, Dubinina ise ayağına Krovinişenko’nun yün pantolonunu giymişti. Cesetler, 4 metre karın altında,  nehir yatağına doğru yaklaşık 4 metrelik ufak bir uçurumun dibindeydiler.

dyatlov olayı şema
Şemadaki numaralandırma cesetlerin bulunma sırasını ifade ediyor.

Bulunan ilk beş cesedin, Yuri Krivonişenko, Yuri Doroşenko, Igor Dyatlov, Zina Kolmogorova ve Rüstem Slobodin'in  hipotermi sonucu öldüğü belirtildi. Slobodin'in kafatasında bir kırık buluyordu.  Araştırmacılar bu kırığın onu bayıltacak, ama öldürmeyecek bir hasara yol açtığını not düştüler. Slobodin'in muhtemelen nereden geldiği belirsiz darbeyi aldıktan sonra bayıldığı ve donarak öldüğü belirtiliyor. Sonraki dört ceset ise anlaşıldığı kadarıyla travmatik şekilde ölmüşlerdi. Thibeaux-Brignollel’ın kafatası kırılmıştı.  Dubinina ve Zolotarev’in kaburga kemikleri kırıktı ve Dubinina’nın dili, gözleri ve dudağı yoktu. Dört cesedin giysileri (2 pantolon ve bir hırka) üzerinde yapılan araştırmada normalinden yüksek oranda radyasyona rastlandı.

dyatlov geçidi
Olayın yaşandığı bölge Bolu'ya benzemiyor mu?

Neler Söylendi?

Yaşananların kısa bir özeti yukarıda aktarıldı. İşte bu noktadan sonra olayın nasıl olduğunu açıklamak için arkası gelmez ve bazıları mantık sınırlarının dışında çok fazla teori ortaya atıldı. Olayın hayatta kalan bir tanığı olmamasının da etkisiyle açıklanamayan bazı detayları, kar adamı Yeti’den, uzaylılara, ruhlardan KGB’ye ve yörenin yerli halkına varana dek çeşitli teorilerle açıklamaya çalıştılar. Bunlardan saçmalık derecesinde olanları kafadan eleyerek diğer bir kaçından kısaca bahsetmeye çalışalım.

Bu iddialardan biri Dyatlov ve arkadaşlarının Mansi’lerce öldürülmüş olduğu yönündeki teoridir. Mansiler, Batı Sibirya’da yaşayan, dilleri, gelenekleri, yaşam tarzları farklı izole bir topluluktur. Sayıları 7.000 civarındadır. Dini inanışları Pagandır. Bu nedenle Hristiyan Ruslar tarafından pek sevilmezler ve haklarında derin bir ön yargı mevcuttur. Ön yargılar ve olayla bire bir örtüşen bir Mansi efsanesi, bu senaryonun doğmasında neden olmuştur.  Gençlerin öldüğü dağın adı Mansi dilinde Ölüler Dağı’dır ve efsaneye göre  9 Mansi bu dağda bilinmeyen bir nedenle ölmüştür. Ancak şüphelerin üzerilerine toplanması sonrası birçok Mansi polis ve KGB tarafından gözaltına alınarak sorgulanmış ancak yapılan incelemelerde herhangi bir delile ya da başka bir insanın ayak izine rastlanmamış ve tutuklanan Mansi yerlileri serbest bırakılmışlardır. Hatta sonrasında polis ve diğer arama kurtarma ekipleri, bölgenin yerlileri olan Mansi’lerden yardım istemiştir. 2019 da açılan arşivlerden sonra BBC arama faaliyetlerine katılan Mansi’lerle röportaj dahi yapmış ve bulunmayan 4 dağcının cesedini yerlilerden birinin bulduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla bu teori çok akla yatkın değil.

Diğer bir iddia dağcıların bir silah denemesinde öldükleri veya buna benzer bir şeye tanık oldukları için KGB tarafından öldürüldükleri yönünde. Buna dayanak olarak son bulunan 4 cesette tespit edilen radyasyon, dışarıdan darp izi olmamasına rağmen vücutlarındaki kırıklar, Yuri Doroshenko’nun daha önce, Ekaterinburg‘a 150 km. mesafede bulunan ve nükleer silahlar için plütonyum üreten MAYAK isimli gizli bir askeri tesiste çalışması gibi kanıtlar öne sürülmektedir. Ancak bana sorarsanız bu iddia da çok akla yatkın değildir. Zira Stalin dönemi Sovyetleri’nde devletin her hangi bir gizli işine tanıklık ettiği için resmi görevlilerce öldürülen 9 gencin arama faaliyetlerine sivillerin ve öğrencilerin katılmasına asla izin verilmeyeceğini düşünüyorum. Nükleer bir silah ya da benzeri roket vs denemesi olasılığını da böyle bir şeye dair hiçbir fiziksel kanıt olmaması ile çürümüş olarak değerlendiriyorum.

Aslında Neler Oldu?

Tabii başlık belki biraz iddialı oldu. Sanki mutlak gerçekmiş algısı yaratıyor. Bundan sonrasının şahsi düşüncem ve akıl yürütmem olduğunu belirtmeliyim. Gerçi bundan sonra yazacaklarım paralelinde düşünen çok sayıda kişi olduğunu da hatırlatayım.

İlk olarak kamp alanı için seçtikleri nokta çadır kurmak için son derece elverişsiz bir yer bana kalırsa. Zaten komplo teorisyenleri için çadır yeri seçiminin yanlışlığı bile malzeme ediliyor. Bu kadar profesyonel, defalarca benzer faaliyetlere katılmış kişiler neden böyle bir noktaya çadır kurdu diye. Bu noktaya şöyle bir açıklama getirebilirim; evet yer seçimi hatalı, yaklaşık 700 m ileride çok daha korunaklı ormanlık alan varken niye elverişsiz bu yamaca çadır kuruldu? Şöyle ki –doğada özellikle de belirli bir irtifanın üzerinde fırtınaya/tipiye yakalananlar bilecektir- olası bir fırtına/tipi durumunda görüş mesafesi birkaç metreye kadar düşer. Değil 700 m ilerideki ormanlığı iki adım önünüzü göremezsiniz.

grup

Eğer Dyatlov ve arkadaşları da fırtınalı bir havada hele ki karanlıkta kamp yeri seçimi yapmak durumunda kaldılarsa, pek tabi böyle elverişsiz bir noktaya çadır kurmuş olabilirler. Kamp yerinin yanlışlığı sadece fırtınaya müsait olması ile kalmıyor, aynı zamanda çığa da elverişli. Bu hatalı kamp yeri seçiminden sonra gece çadırlarına çekildikleri esnada, belki de tam uyumadıkları bir anda, büyük bir gürültüyle gelen bir çığ onları fena halde korkutmuş ve çığ altında kaldıklarını düşünerek, giyinmeye bile zaman ayıramadan çadırı içeriden keserek kendilerini dışarı attılar. Ardından görece güvenli olan, tabi görüş mesafeleri müsaade ediyorsa, ormanlık alana doğru düzensiz bir şekilde kaçmaya başladılar. Kaçanlardan bazıları sedir ağacının altına sığınıp ateş yakarak donmamaya çalıştı, bir süre sonra bunlarda üçü ayakkabılarına ve kıyafetlerine ulaşmak amacıyla çadıra geri dönmeye çalışırken donarak can verdi. Zira meteorolojik tahminlere göre o gece ısı – 17 C, rüzgarın hızı ise 36-54 km/saat civarındadır. Bu windchill etkisi göz önüne alındığında  – 35 C demektir ve çok kısa zamanda hipotermiye neden olur. Bu yüzden açıkta ve çıplak olan gençlerde, çok kısa sürede hipotermi belirtileri başlar.

çadır

Cesetlerine en son ulaşılan 4 kişi ise farklı bir yöne koşarken yukarıda bahsettiğim 4 metrelik mini uçurumdan düştü. Bu vücutlarında oluşan kırıkları da açıklıyor. Dili kopan kişinin başına gelen de yine 4 metreden düşmesiyle açıklanabileceği gibi, cesetlerinin aylar sonra bulunmuş olmasından hareketle dilini vahşi bir hayvanın yediği bile söylenebilir. Çadırı kurdukları kamp yerinin 15 derece eğimli olması da bunu daha olası hale getiriyor. Zira 15 derece eğim çığ oluşumuna müsaittir, sadece katastrofik (yani yıkıcı) çığlar oluşturmaz. Küçük küçük bir dizi çığ oluşumu ve yarattığı gürültü, insanın aklını almaya yeter de artar bile.

Daha sonradan dere yatağında bulunan 4 dağcının kıyafetlerindeki radyasyona gelince, yaşamlarını yitirdikleri bölge Baykonur Uzay Üssü (Roket testleri burada yapılıyor) ile Rusya Nükleer Araştırma Merkezi Novaya Zemlya arasındadır. Dolayısıyla derenin taşıdığı suya radyoaktif madde karışmış olması son derece olasıdır.

Özet olarak gerçekten ne yaşandığını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Ama soğuk savaş dönemi Hollywood senaryolarını aratmayan KGB iddiaları, Mansilerce gerçekleştirilmiş bir katliam hatta işin uzaylılar ya da kar adamı Yeti’nin üzerine atılması gibi akla uzak teorilerdense olayın basit bir (basit derken 9 dağcının ölümünü kesinlikle hafife almıyorum, açıklama gücü bakımından basit) dağ kazası olması daha mantığa yakın görünüyor.

Eklemek, düzeltmek ya da söylemek istediklerinizi yorumlar kısmından yazabilirsiniz. Hepinize kazasız faaliyetler.


Paylaş:

İlginizi çekebilecek diğer yazılar:

8

4 Yorum konuları
4 Konu cevapları
0 Takipçiler
 
En çok tepki alan yorum
En yoğun yorum
5 Yorumcular
Özdal

Bence olayda kesinlikle KGB parmağı var dağ kazasından fazlası. Soruşturmanın yüksek gizlilikle yürütülmesi, arama kurtarma ekiplerine yapılan baskı, koskoca eyalet savcısının otopsiye katılması bunu açıklıyor. Ekipteki şahsi günlüklere ve fotoğraf makinelerine savcı el koymuş. Cesetler donarak ölmüş insanlar için fazla düzgün. Krivonişenko’nun ağzında kendi parmağının derisi bulunmuş. 4 metrelik yükseklik bu kadar ağır kırıkları tam olarak açıklayamıyor. Ekibe son anda katılan Semyon Zolotaryov’un ekiple olan ilişkisini kimse bilmiyor. Ekipten yaşça büyük ve kimse bu adam hakkında yeterli bilgiye sahip değil. Gerçek ismini bile ekip arkadaşlarından gizlemiş. Bunlar gibi ucu açık onlarca soru daha var. Sonuçta bu gençler ilk defa böyle işe kalkışmıyor hepsi yeterli bilgi ve tecrübeye sahip. Çığ olmuş olsa bile böylesine bir faciayı açıklamaz. Ayrıca olay yaşandıktan sonra bölgeye gidip günlerce kalan uzman ekipler var. O bölgede değil çığ basit bir kar kaymasının bile mümkün olamayacağını söylemişler. Bence gençler o gece hiç görmemeleri gereken birşeye (gizli silah denemesi vs ) şahit olup öldürüldüler veya kendileri bir deneyin parçasıydı.

Cenk

Dyatlov geçidi vakasını 7-8 yıl kadar önce Discovery de belegeselini izlediğimde duydum, biraz araştırmıştım aklımda kalanlardan birkaç şey eklemek isterim.
Gruba ait fotoğraf makinesinde çekilmiş bir son fotoğraf vardı gece çekilmiş sarı bir ışık hareket halinde çekildiği için fluydu.
Bir diğeri ise çukurda bulunan dağcılardan birinin ten rengi turuncuymuş.
İncelemeyi yapan ekiplerce çadıra çığ düşmediği, dağcılardan başka ayak izi olmadığı, ve çadırın içerden yırtılarak açıldığı ve yabani hayvan saldırısı olmadığı
Aslında dyatlov geçidi vakasının nasıl olduğu biliniyor ama herhangi bir açıklama yapılmadı. Dönemin devlet başkanı Gorbaçov’un olayla ilgili bilgileri aldığı ve ‘dağcılar için üzgünüm’ benzeri bir açıklaması da var.
Benim teorimse sscb’nin soğuk savaş döneminde ural dağlarında nükleer silah denemeleri sırasında (bu bölgede yapıldığı biliniyor)(bknz foto makinesindeki son foto) kullanılan silah/roket sonucu infrasound (20 hz altındaki sesler insanlarda bilinç kaybı ve halisünasyon görme etkileri biliniyor) dağcıların çadırdan bilinçleri kayıpken çıkmaları ve kaçmaları bir süre sonra bilinç ve düşünme yetisi kazanınca çadıra geri dönmeye çalışmışlar ve hipotermi sonucu hayatlarını kaybettiler.
Bu olayla ilgili beni etkileyen şeyse yuri yudin’in ‘tanrıya tek bir soru sorma hakkım olsaydı o gece arkadaşlarıma ne olduğunu sorardım’ sözleridir.

everhard

Sizin teoriniz de olabilirliği olan bir yaklaşım. Yani infrasound yüzünden bilinç gidiyorsa akla uygun

ferdi yeğen

abuk sabuk fantastik konuları katmadığınız ve gerçekçi biçimde değerlendirdiğiniz için teşekkürler

everhard

Beğenmenize sevindim. Dediğiniz gibi akla ve gerçeğe uygun yorumlamaya çalıştım.

Çadırdan hangi sebeple çıktıkları bulunsa olay büyük ölçüde çözülecek. Bir nevi “piston aşağı indi” sendromu yaşanmış da olabilir. İçlerinden biri panikle kendini dışarı atmaya çalıştıysa, olay aşağıdaki videodaki gibi gerçekleşmiş olabilir.
https://youtu.be/QrXMNq9e-BQ?t=40
Cesetlerdeki darp izleri düşme sonucu oluşmuş gibi görünüyor. En çok hırpalanmış ceset Lyudmila Dubinina’ya ait. Kemiklerdeki kırıklar düşme neticesinde oluşmuş büyük ihtimalle. Alt dudağı, gözleri ve dili ufak yırtıcı hayvanlar, kuşlar tarafından tahrip edilmiş sanırım. UFO, kar adam, KGB gibi olasılıkları kafadan eliyorum zaten.
Bana göre olay şu şekilde gelişti
1-“Piston aşağı indi” olayı yaşandı. Uyku sersemliğiyle herkes kendini dışarı atıp ormanlık alana doğru koşmaya başladılar.
2-Gruptaki hemen herkes 4 metrelik yükseklikten düşüp yaralandı ve ıslandı.
3-Bazıları ateş yakmaya çalıştı.
4-Bazıları çadıra geri dönmeye karar verdi fakat yolda hipotermiden düşüp öldüler.

everhard

Kesinlikle katılıyorum. Her şeyin kilitlendiği nokta çadırı yırtmak suretiyle yarı çıplak neden dışarı fırladıkları. O bilinse zaten olay aydınlanacak. Senin düşüncen de akla gayet uygun.

kar kütlesinde hafif bir oynama meydana gelmiş olabilir. içlerinden biri de çığ gelecek diye panikle çadırı yırtıp dışarı fırlamış, ekibin kalanı da uyku mahmuru uyanıp bu kişiyi takip etmiş olabilir. vücutlarında kırık olanlar 1500 metre sonra bahsi geçen 4 metrelik yerden düşmüş, nispeten iyi durumdakiler geri dönmeye karar vermiş gibi görünüyor. bir de sert rüzgarı çığ ile karıştırmış olabilirler. neticede 8 kişilik uzun bir tente. yukarıdan esen sert rüzgar çadırın tentesine sanki kar kütlesi dayanmış gibi bir etki bırakmış, veya yukarıdaki yeni yağmış karı süpürüp bir miktar kar yığılmasına da neden olmuş olabilir. yani neticede bunlar panikleyip aşağı doğru yardırmışlar. sonra aralarından bazıları geri dönmeye karar verip yolda yığılıp kalmış. en geç ölenler sanırım ateş yakmayı başaranlar. bunlar da ateş başında uyuyup kalmış veya ateşi tekrar canlandıramamış gibi görünüyorlar.