Dayanıklılığın Önemi

2011 yılında Jimmy Chin, Conrad Anker ve Renan Öztürk’ten oluşan bir ekip, Hindistan’ın Garhwal Himalayalarında Meru Dağı’na tarihi bir ilk tırmanış yaptı. Tırmanış, 2015 yapımı ödüllü Meru belgesel filminde anlatıldı. Filmin ve bugünkü yazının konusu dayanıklılık. Dayanıklılık, zor durumları kucaklamak ve bunları kendi lehinize kullanmaktır.

Ekibin Shark’s Fin (köpekbalığı yüzgeci) rotasına tırmanmayı başarmasından önce, dünyanın en iyi dağcılarından birkaçı bu rotayı denedi ve başarısız oldu. Aslında üç kafadar ikinci denemelerinde başarıya ulaştı. 2008 yılında giriştikleri denemede, zirveye sadece 150 metre mesafede malzemeleri tükendi ve bu durum onları geri dönmeye zorladı. Aradan 7 yıl geçtikten sonra, hedeflerine ulaşmaya kararlı olarak yeniden toplandılar. Yolculukları sayısız engeli aşmayı gerektiriyordu, fakat Öztürk’ün bu süreçte yaşadıkları, incelemeye değer farklı zorluklar içeriyor.

Belki filmi izlediniz veya hikayeyi daha önce duydunuz. Öztürk, içinde dayanıklılık denen yararlı bir psikolojik kavramı temsil ediyor. Özellikle de pandeminin ışığında, geleceğin hala belirsizliklerle dolu olduğu bu günlerde, dayanıklılık, yani zor koşullara dayanma yeteneği hepimizin yararlanabileceği bir şey.

İkinci tırmanış denemesi için yola çıkmadan 5 ay önce, Öztürk, Wyoming, Jackson Hole’da bir snowboard prodüksiyonu çekiyordu. Öztürk, snowboard ile kaydığı esnada yüksek bir yerden uçup kafa üstü yere çakıldı. Bu kaza boynunda iki omurun ezilmesine ve beyne giden ana kan akışının önemli bir kaynağı olan vertebral arterin kopmasına neden oldu. Doktorlara göre, benzer bir travmaya maruz kalanların yüzde 90’ı bir daha asla yürüyemiyor. Öztürk’ün bir daha yürüyemeyeceğini düşünen doktorlar “hayatta olduğun için kendini şanslı say” diyerek, beyin fonksiyonlarının çalıştığı için minnettar olması gerektiğini söyledi.

Renan Öztürk kaza sonrası

Öztürk’ün farklı bir bakış açısı vardı. Yalnızca tekrar yürür hale gelmek istemedi, aynı zamanda beş ay sonra planlandığı gibi Meru’yu zirveye ulaşmayı da kafasına koydu. Öztürk bu durumu filmde “Benim için risk almaya değerdi. Yapmam gereken bir şeydi. Ölme riskine değdi ”diye özetledi.

Dayanıklılık sadece dağcılıkta yardımcı olmaz. 1981’den başlayarak, Chicago Üniversitesi’nden araştırma psikologları Suzanne Kobasa ve Irvine’deki California Üniversitesi’nden Salvatore Maddi, altı yıllık bir çalışmada bir grup telekom sektörü çalışanı yöneticiyi takip etti. O zamanlar, telekomünikasyon sektörü birleşme ve satın almalarla ciddi bir değişim geçiriyordu. Toplu işten çıkarmalar yaşandığı bir dönemdi. Sonuç olarak, yöneticilerin yaklaşık üçte ikisi çalışma döneminde tükenmişlik, depresyon ve anksiyeteden muzdaripti. Boşanma, kalp hastalığı, felç ve hatta intihar gibi vakalar da artmıştı. Bununla birlikte, takip edilen yöneticilerin diğer üçte biri sadece hayatta kalmayıp kendilerini geliştirdi. Bu yöneticiler kendilerini enerjik, sağlıklı hissettiler ve kişisel ve mesleki tecrübelerini derinleştirdiler.

Kobasa ve Maddi, ikinci grubun, “potansiyel felaketleri fırsata çevirerek, stresli koşullara dayanıklılık üretme ihtimali olan şekillerde yanıt vermeye motive eden bir dizi tutum” olarak tanımladıkları, dayanıklılık gösterdiğini yazdı. Sağlamlığın, “yaşamda devam eden anlam arayışını kolaylaştıran varoluşsal cesareti” bulmanın ayrılmaz bir parçası olduğunu yazdılar.

Dayanıklılık nasıl geliştirilir

Kobasa ve Maddi, dayanıklılığın üç faktörün sonucu olduğunu belirlediler: Bağlılık, Kontrol ve Meydan Okuma.

Bağlılık

Bağlılık, içinde bulunduğunuz durumu – beğenseniz de beğenmeseniz de – kabul etmenizi ve her şeye rağmen ilerlemenizi gerektirir. Engellerden uzaklaşmak yerine onlara yaslanarak direnirsiniz. Kobasa ve Maddi, “kendini izole etmek ve uzaklaşmak” yerine, çevrenizde olup bitenlere ve insanlara dahil olmalısınız diyor.

Öztürk ideallerine bağlı bir insan olmasaydı, büyük ihtimalle Meru defterini kapatıp inzivaya çekilecekti. Öztürk, geçirdiği ağır yaralanmalara rağmen yılmadı ve çalıştı. Doktorların “yürüyemezsin” dediği Öztürk, birkaç ay gibi kısa bir sürede daha önce hiç kimsenin başaramadığı tırmanışı gerçekleştirdi.

Kontrol

Kontrol, bir durumu verimli bir şekilde etkilemek için neler yapabileceğinizi bulmayı ve ardından harekete geçmeyi içerir. Kobasa ve Maddi, bu özelliği sergilediğinizde, “zor görünse bile, çevrenizde olup biten sonuçlara etki etmek için mücadele ediyorsunuz” diyor.

Öztürk, günün her saatini, tırmanma gücünü ve dengesini kazanmaya odaklandığı tek bir amaçla yaşadı. Başlangıçta, sadece birkaç dakika boyunca bisiklet pedalı çevirmeyle başlayan titiz bir rehabilitasyon programına tabi tutuldu. Biraz toparlandıktan sonra, tam ağırlık egzersizlerini kademeli olarak bir saate yükseltti.

İlerleme, büyüme ve ustalık peşinde koşmak, gelişmiş zihinsel sağlıkla ilişkilidir.

Meydan okuma

Bu zihniyet, yaşamı, sabit bir sonucu olmayan, sürekli değişen bir deneyim olarak görür. Başka bir deyişle, değişim, hayatta kalmanın daimi koşuludur, bu yüzden buna alışabilir ve hatta belki hoş bile karşılayabilirsiniz.

Öztürk, yaşadığı kazayı asla tırmanış kariyerinin sonu olarak görmedi. Daha ziyade, bunu aşılması ve üstesinden gelmesi gereken bir engel olarak gördü. Öztürk, 2015 yılında yaptığı röportajda kazayı beklenmedik bir aksilik olarak nitelendirdi . “Kendinize bir şeylerin üstesinden gelmeyi ve bir şeyler yapmayı öğretmelisiniz,” dedi. Dayanıklılığın meydan okuma bileşeni aynı zamanda kendiniz için büyük ve geniş hedefler belirlemeyle iç içe geçmiştir. Örneğin, hayattaki nihai hedefleriniz daha güçlü, daha nazik ve daha akıllı bir kişi olmaksa, o zaman tam anlamıyla yaşadığınız her şey – özellikle zorluklar – sizi onlara doğru yönlendirecektir.

Kobasa ve Maddi 53 puanlık bir anket kullanarak, kişi dayanıklılık derecesinde ne kadar güçlüyse, çalkantılı değişimler sırasında hayatta kalma ve gelişme şansının o kadar yüksek olduğunu bulmuşlardır. Dayanıklılık geliştirmek kolay değildir, ancak size zorluklara göğüs germeniz için gerekli araçları sağlayacaktır.


Paylaş:

İlginizi çekebilecek diğer yazılar: