Yedi Yıl Geride Kaldı: Blog kurmak ne işe yaradı?

Outdoor Haber önümüzdeki Ocak ayının ilk haftası 7 yılı geride bırakmış olacak. Blog kurmak isteyenler, site kurup para kazanmayı hayal edenler, boş vakitlerini faydalı bir işe ayırmayı düşünenler, yazı yazmayı hobi olarak görenler ve siteyi takip edenler için 7 yıl boyunca yaşadığım deneyimleri anlatan bir yazı hazırlamak istedim. İlk önce fikir nasıl doğdu, nasıl geliştirdim kısaca bunlardan bahsederek başlayayım.

0

Blog kurma fikri nasıl doğdu?

Doğa yürüyüşü ve dağcılıkla 90’lı yılların ortalarında tanıştım. O yıllarda, yaptığımız faaliyetleri paylaşacak ve böylece birilerinin ilgisini çekecek hiçbir mecra olmadığı için, doğa sporları yalnızca doğaya yakınlaşmak, kimsenin görmediği yerleri keşfetmek için yapılan “macera tarafı” öne çıkan bir hobiydi.

2000 yılından sonra, doğa sporları kulüplerinin giderek yaygınlaşmasıyla beraber “sosyalleşme” amacıyla da katılımlar arttı. Ancak asıl patlama Facebook’tan, yani 2007 yılından sonra, özellikle de bu platformun Türkçe dilinde yayın yapmasının ardından yaşandı. İtiraf etmeliyim ki, paylaştığım basit bir hafta sonu yürüyüşüne beğeniler geldikçe, kendimi Everest dağının zirvesine ilk kez ayak basan iki insandan biri; Edmund Hillary gibi hissetmeye başladım.

2007-2012 yılları arasında durmadan paylaşım yapıp beğeni almak, benim açımdan en çok “sosyalleşmeye” yaradı. Bir sürü insanla tanıştım. Ancak her çılgınlık gibi, bir süre sonra bu da kabak tadı vermeye başladı. Ayrıca kadınlar “dağın zirvesinde fotoğraf paylaşmanın” aslında hiç de zor bir olay olmadığını keşfetti. Yani paylaşım olayını “tam da tadında” bıraktığımı söyleyebilirim.

Google’da “blog nasıl kurulur” “blogdan para kazanmak” gibi kelimeleri arayıp buraya gelenler eminim “ne anlatıyor bu manyak” diyeceklerdir. (kendime sesli güldüm)

Hepimiz Facebook’ta maceralarımızı paylaşıp bundan keyif aldık. Beni lütfen yanlış anlamayın. Hiç kimseyi eleştirmiyorum. Ancak bu paylaşımlar pratikte “sosyalleşmenin” ve “ruhu okşamanın” dışında hiçbir işe yaramıyordu. Yani dünyaya hiçbir fayda sağlamayan işlerdi. Keşke bilgisayar başında boş vakit geçireceğime, bu işe (site geliştirmeye) o yıllarda el atsaymışım.

vay arkadaş! “kısaca bahsedeyim” dedim, siteyi neden kurduğum hakkında henüz tek kelime etmedim iyi mi.. sıkı tutunun, başlıyorum.

2011 yılında satın aldığım The North Face marka ceket hiç de istediğim gibi çıkmadı. Ürünü ne distribütör, ne de mağaza sahiplendi. Ben de sinirimden, bu olayı geniş kitlelere duyurabileceğim bir mecra aradım. İnternet’te yurt dışındaki doğa sporu sitelerini takip ettiğim için, Türkiye’de bu konuda yazan hiçbir site olmadığını o gün aradığımda fark ettim. Sonra kendime dedim ki “bu işi neden ben yapmıyorum”.

Hemen aynı gün outdoorhaber.com alan adını satın alıp, boş bir WordPress sitesi kurdum. Site dolu görünsün diye birkaç uyduruk haber girdikten sonra başladım The North Face ceketi anlatmaya. Hemen ardından hiç de memnun kalmadığım Boreal Cayenne bot hakkında yazdım. Daha sonra hızımı alamayıp Boreal Bulnes bota da verip veriştirdim. Dikkat ederseniz, her üç yazıda da sikayet.com’a yazar gibi bir üslup kullanmışım. İlerleyen yıllarda daha derli toplu yazmaya özen gösterdim.

2012
2012 yılı Ocak ayı

Boreal bot incelemeleri o kadar etkili oldu ki; insanlar bu markaya temkinli yaklaşmaya başladıkları için Boreal Türkiye dağıtıcısı distribütörlüğü bıraktı. The North Face ceket için outdoor mağazaları arayıp “satamıyoruz abi” dediler. Anlayacağınız ortalık baya bir karıştı. İçeriği kaldırmam karşılığında malzeme teklif eden, “nasıl yardımcı olalım” diye soranlar oldu. Ancak hiçbir güç o yazıları siteden kaldıramadı. İçerikleri kaldırsaydım okuyucuyu tarafsız olduğuma inandıramazdım.

Site nasıl gelişti?

İlk birkaç ay, tek derdim sitenin dolu görünmesiydi. Sonradan basit bir plan oluşturdum. Kendime sorduğum sorular şunlardı.

  • Hangi işlerden anlıyorsun?
    • Dağcılık
    • Doğa yürüyüşü
    • Kampçılık
  • Kimlere hitap edeceksin?
    • Bu işlere başlamaya niyeti olanlara
    • Bu işi bir süredir sürdürüp geliştirmek isteyenlere

Anlamadığım branşla alakalı yazı yazmamayı prensip edindim. Gönül isterdi ki su sporları, bisiklet, kış sporları gibi farklı alanlarda da yazayım.

Dağcılık, doğa yürüyüşü ve kampçılık odaklı ilerlemeye karar verdikten sonra iki farklı içerik türüne yöneldim.

  • Statik içerikler: “nasıl seçilir”, “ne işe yarar”, “nedir” başlıklı sabit içerikler.
  • Dinamik içerikler: en başta haber ve malzeme inceleme kategorileri, yürüdüğüm parkurları ve çıktığım dağları anlattığım genişlemeye müsait kategoriler.

Siteyi devamlı kılan unsur ne oldu?

İlerleyen yıllarda benzer içeriklerde yayın yapan başka siteler de açıldı. Hatta bugün itibarıyla, “aynı formatta” yayın yapan site sayısında patlama olduğunu söyleyebilirim. Ancak çoğunun bir noktada tıkanıp kaldıklarını görüyorum. Çünkü yazmayı bıraktılar. Yazacak bir şey kalmadı. Dinamik kategorilere önem vermediler.

Outdoor Haber, araştırdığım kadarıyla, Türkiye’de dağcılık, kampçılık ve doğa yürüyüşleri odaklı yayın yapan ilk web sitesi. Son iki yıldan beri, benzer içeriğe sahip site sayısında patlama olduğunu söyleyebilirim. Outdoor Haber’in yeni açılan siteler için “şablon” teşkil ettiğini görüyorum.

Statik içerikler girmek bir yere kadar idare ediyor. Örneğin Buz kazması nasıl seçilir başlıklı statik içeriğe gelen ziyaretçiye, ilgi duyduğu benzer konular hakkında içerikler sunabilirseniz aklında yer ediyorsunuz.

Buz kazmasını merak edip de arama motoru vasıtasıyla siteye uğrayan ziyaretçi Hasan dağına hangi rotalardan çıkılır başlıklı statik içerik de ilgisini çektiği için sitede daha çok vakit geçiriyor. Ancak üst üste iki yazı okuduğu için sıkılan ziyaretçi, bir sonraki aşamada ya siteyi terk ediyor, ya da dinamik içeriklere yöneliyor. Bu kategoriler de genellikle okuması daha keyifli olan malzeme inceleme veya haber bölümü oluyor.

Statik içerik sürekli ziyaretçiyi bayıyor. Tekrar geldiğinde yeni haber, malzeme incelemesi, daha önce görmediği parkurlar, çıkmadığı dağlar hakkında yazdığınıza tatmin olacak ki “bu hafta yeni ne var” diye geri gelsin.

Süreklilik çok önemli. Haftada ortalama üç yeni yazı yazabilirseniz, bu rakam geri gelen ziyaretçiyi tatmin ediyor. Yazmaya bir süre ara verdiğinizde “geri gelen ziyaretçi” sayısında azalma oluyor.

Özet olarak statik içerik ziyaretçi çekiyor, bunu dinamik içerikle beslemezseniz gelen bir daha uğramıyor. Elimdeki 7 yıllık Google Analytics verilerini incelediğimde, site ziyaretçilerinin yaklaşık %25’lik kısmının siteyi ilk bir hafta içinde tekrar ziyaret ettiklerini gördüm. Bu hiç de azımsanmayacak bir rakam.

Değişik içerikler

Sürekli kamp, dağlar, yürüyüş ve malzemeler hakkında yazmaktan sıkıldım. “ben aynı şeyleri yazmaktan sıkılıyorsam, ziyaretçi de aynı konuları okumaktan sıkılıyordur” diye düşünerek “sağlık” kategorisini oluşturdum. Bu kategoride yazdığım yazılardan sırf 3 tanesi ayda ortalama 80 bin tekil ziyaretçi çekiyor.

Ardından siteye yeni türde içerik eklemek, biraz da yaptığım faaliyetleri çeşitlendirmek için bisiklet satın aldım. Böylece bisiklet kategorisi doğdu.

İlerleyen yıllarda değişik bir kaç kategori daha ekledim.

Motivasyon

Yaptığınız işin bir karşılığı olmazsa çok çabuk sıkılıyorsunuz. Bir şeye vesile olmalı ki, tekrar yazacak isteğiniz olsun.

Thermoform, Keen Türkiye ve Meydan Kamp incelemem için ücretsiz ürün gönderen ilk firmalar oldu. Özellikle Thermoform insan boyunda çuval dolusu malzeme gönderince, yazmaya daha sıkı sarıldım.

Siteyi yayına aldığım ilk gün Google Adsense reklamlarını sitede yayınlamaya başlamıştım. Google Adsense’i 2006 yılından bu yana kullanıyorum. Yani Outdoor Haber benim Google Adsense geliri elde ettiğim tek site değil. Yaklaşık 13 yıldır blog yazıyorum.

Siteden para kazanma

Trafik arttıkça Adsense geliri de aynı paralelde artış gösterdi. Bugün itibarıyla Google Adsense geliri dahil olmak üzere, sitenin 3 koldan para kazandığını söyleyebilirim. Asgari ücret civarında bir aylık gelir söz konusu (2018 yılı ortalaması – yaklaşık yarısı Adsense geliri).

Sitenin gelirleriyle bugüne kadar bir simit alıp yemiş değilim. 10 birim gelir geldiyse 50 birim de cebimden harcadım. Gelir sadece malzeme inceleme kategorisini canlı tutmaya yarıyor. Yeni malzemelere kavuşmak bana yazacak motivasyonu sağlıyor.

Siteden para kazanma amaçlı yazı yazacaksanız doğa sporları alanında yazmanızı, vaktinizi buna harcamanızı kesinlikle önermiyorum. Para kazanmak istiyorsanız

  • Gezi rehberi
  • Bilgi sitesi
  • Otomobil
  • Kadınların ilgi alanına giren moda, cilt bakımı, ilişkiler, sağlık konularını kapsayan her türlü içerik

gibi popüler içeriklere yönelmenizi öneririm.

Doğa sporlarına ilgi duyan insan sayısı Türkiye genelinde 200 bini geçmez (elbette kafadan atıyorum, ancak üç aşağı beş yukarı böyle bir rakamdır).  Oysa milyonlarca insan “Bursa’nın neyi meşhur”, “Osmanlının başkenti neresi”, “en az yakan dizel araba hangisi”, “aldatıldığımı nasıl anlarım” gibi içeriklerin potansiyel ziyaretçisi.

Demek istediğim şu. Para kazanmak istiyorsanız Şanlıurfa’da balık restoranı açmayın. Urfalı balık yemez. Urfa’ya giden turist de meşhur Urfa kebabını, lahmacunu, şıllık tatlısını tatmak ister.

Amacınız para kazanmaksa popüler konulara yönelmek en doğru karar. Blog işini hobi amaçlı yapacaksanız, arada “üç beş” bir şeyler de damlasın istiyorsanız, buyurun aramıza bekleriz.

Metodik hareket edip; kısa vadede geri dönüş beklemeden, bilimsel yöntemleri takip ederek başarılı bir site oluşturabilirseniz, aylık 5000-20000 TL arasında bir gelir elde edebilirsiniz. Ancak bunun yıllar alacağını, en azından 3-4 yılı gözden çıkarmanız gerektiğini hatırlatırım. Tekrar ediyorum. Böyle bir planınız varsa, son yılların moda deyimiyle “niş” içeriklere yönelmeyin.

Siteye üçüncü şahısların katkıları

İçeriklerin yüzde 90’dan fazlasını kendim yazdım. Birkaç arkadaş, çok sınırlı olmak kaydıyla çeşitli içeriklerle katkıda bulundu. Ancak onları motive edecek bir şey veremediğim için bu işin devamı gelmedi.

Böyle bir işe kalkışacaksanız tek tabanca olacağınızı unutmayın. Yüksek sayıda ziyaretçi olmasaydı; malzeme alacak gelir elde etmeseydim, büyük olasılıkla ben de burada yazacak isteği bulamazdım.

Burası benim “sanal dünyamın merkezi” olabilir, ancak herkesin kendi işi gücü, planları ve hayalleri var. Yazara yazdığı içerik karşılığında maddi bir katkıda bulunamadığım gibi; herhangi bir “statü” katacak kadar tanınmış, popüler bir site olmadığı için buraya “yazar çekmek” hiç de kolay bir iş değil.

Yukarıda ifade ettiğim gibi, eğer popüler içeriklere yönelir, dişe dokunur bir gelir elde etmeye başlarsanız, içerik konusunda size part-time veya tam zamanlı yardım edecek birileri ile “ücreti mukabilinde” çalışmaya başlayabilirsiniz. Hedefleriniz büyükse, bence en doğru yöntem bu.

Rekabet

2012 yılında başladığımda, bu alanda yazan tek site Outdoor Haber olduğu için rekabet nedir bilmedim. Hangi konuda yazarsam yazayım, arama sonuçlarında en başta çıkıyordum. Çünkü bu konularda yazan başka siteler yoktu.

Internet’te rekabet maalesef kaliteli içerikle kazanılan bir şey değil.  Rekabet kimin arama sonuçlarında önde çıktığına odaklı yürüyor. Arama sonuçlarında gerideyseniz, istediğiniz kadar kaliteli içerik oluşturun, yaptıklarınızın bir anlamı kalmıyor.

Son üç yılda, özellikle statik içeriklerde, sitenin arama sonuçlarında gerilediğini görüyorum. Bunun başlıca nedeni benzer içerikte yayın yapan sitelerin sayısındaki artış.

Olaylar hiç de Google’ın salık verdiği “özgün içerik oluşturun” yöntemiyle ilerlemiyor. Bir kere bir içeriğin ne denli “özgün”, daha da önemlisi “doğru” olduğunu denetleyecek bir mekanizma yok. “Artificial Intelligence” yani yapay zeka.. Google bu yönde geliştirilse bile, İngilizce dışındaki içeriklerde, en azından Türkçe dilinde yapay zekanın yeterince “akıllı” olduğunu düşünmüyorum.

Başım en çok gezi rehberi siteleriyle dertte. Genellikle sevgili/evli çiftlerin oluşturduğu bu siteler “iştahlı biçimde” yeni içerikler üretmeye devam ediyor. Ancak ömründe kamp yüküyle 30-40 kilometre yürümemiş, doğayla yakınlığı “arabayı yaylaya çekip çadır kurmakla sınırlı olan” insan “kamp malzemeleri” hakkında ne yazabilir? Bunlar yazıyor arkadaş. 3-4 siteden bu konuda yazılmış makale okuyor. Biraz da empati yapıp yazıların özetini çıkarıyor, oluyor sana “yeni içerik”. Yazılanlar “doğru mu, yanlış mı” önemi yok. Tek hedef en başta çıkmak.

Bir de hiçbir şey bilmediği halde “içerik araklayanlar” var. https://www.google.com.tr/search?q=kamp+malzemeleri+%22gelin+evi%22

Bir konuda ne kadar başarılı olursanız olun, o konuyu ne kadar iyi ifade ederseniz edin, iş bununla bitmiyor. Rekabet etmek zorundasınız.

SEO – Arama Motoru Optimizasyonu

Internet’te rekabet etmenin başlıca yöntemi arama motoru optimizasyonu yapmak. Özenerek, bazen iki haftada yazdığınız bir makaleyi ziyaretçilerle buluşturmanın tek yolu bu. Teknik detaylara girmeyeceğim. Bu konu hakkında yazan tonlarca site var.

Site içi optimizasyon

Sitenizi ve içeriklerinizi “arama motoru dostu” biçimde oluşturmanız gerekli. Ayrıca abartmamak kaydıyla, her yeni yazı yayınladığınızda, mevcut yazılarınıza da linkler vermeniz gerekiyor. Yukarıda pek çok örneği mevcut. Site içi optimizasyon bence işin en kolay kısmı. Çünkü sizin kontrolünüzde.

Site dışı optimizasyon

İşte zurnanın zırt dediği yer burası. Yeni kurulmuş bir site, gelişigüzel yazılmış bir yazı site dışı optimizasyon olayını manipüle ederek arama sonuçlarında sizin önünüze geçiyor.

Manipülasyon nasıl yapılıyor?

  • çeşitli paravan sitelerden, çakma haber sitelerinden, bloglardan link satın alarak
  • gelişigüzel hazırlanmış, yıllardır dokunulmamış “arkadaş bloglarından” hatır işi “link vermelerini rica ederek”
  • addmefast, like4like gibi sitelerden “yapay sosyal paylaşımlar” yaparak
  • blogspot, medium gibi mecralarda çakma blog yazıları yazarak
  • acemi blogcuların sayfalarında “guest blogging” yaparak

binbir emekle hazırlanmış yazılarınız arama sonuçlarında geride kalabiliyor.

Yazarken nasıl bir üslup kullanmak gerekli?

Sitede yazarken, kişiliğimle paralel; kendini her fırsatta tiye alan, alçak gönüllü bir üslup kullanmaya her zaman özen gösterdim. İçerikler hiçbir zaman “Çağatay” odaklı olmadı. Bence siz de kurumsal bir algı oluşturmaya, isminizi geri planda tutmaya gayret edin.

Çok sınırlı olmak kaydıyla, malzeme inceleme yazmaya çalışan birkaç site belirmeye başladı. Bizim milletin bir sıkıntısı var. Malzemeleriyle duygusal bağ kurup, ne kendilerine, ne de malzemeye toz kondurmuyorlar. Oysa ki malzeme incelemesinde acımasız olmak, malzemeyi methetmekten çok; eksi yönlerini irdelemek gerektiğini düşünüyorum.

Objektif olun, kendinizi yüceltmeyi bırakın. “ne kadar haklı” olduğunuzu değil, yaptığınız yanlışları masaya serin. Okuyucuyu “ne kadar muhteşem bir insan” olduğunuza değil; “kendisi gibi biri” olduğunuza ikna edin.

dikkat

Dikkat! Bu noktaya kadar “gayet iyi giden” yazar aniden kişilik değiştirecek (çünkü o bir ikizler burcu (yükseleni de ikizler)), psikopata bağlayıp, çeşitli argo tabirler kullanacaktır. Rahatsız olacaksanız lütfen devam etmeyin.

Site kurmanın getirdiği işyükü

Eğer bir konuda yeterince bilgi sahibiyseniz, daha da önemlisi o işi severek yapıyorsanız, o konu hakkında doğru ve doyurucu bilgi verecek kadar yazabilirsiniz. Bildiğiniz konu hakkında yazı yazmak; yani içerik üretmek işin kolay kısmı.

İşin en zor kısmı yukarıda ifade ettiğim “site dışı optimizasyon”. Google bu konuda hiçbir şey yapmıyor. Ağırlığı İngilizce başta olmak üzere, İspanyolca, Portekizce, Fransızca, Almanca gibi dillere vermiş durumdalar. Türkiye ve Türkçe dilinde webspam konusunda hiçbir şey yapmıyorlar. Bir biz, bir de Hintliler Internet aleminin en büyük çakallarıyız. Akla hayale gelmeyecek etik dışı yöntemler kullanmakta üstümüze yok.

Yukarıda “kamp malzemeleri” örneğinde anlatmaya çalıştığım gibi, bir de içeriklerinizi farklı bir üslupla yorumlayıp (orjinal içeriği yazmak bazen 15 gün sürebiliyorken, yorumlamak 2-3 saatte yapılabilen bir şey) yayınlayan siteleri de hesaba katmak zoruna kalıyorsunuz. Ağır işsiz biri sizin 2 yılınızı verdiğiniz tüm makaleleri 1 ay gibi kısa bir sürede, kelimelerin yerlerini değiştirmek suretiyle “yeni yazı” gibi yayınlayabiliyor. Bununla mücadele etmek olanaksız.

Madem içerik üretilmiyor, adeta “dışkılanıyor”. Etik dışı yöntemler de normalleşmiş görünüyor. Öyleyse vur patlasın, çal oynasın.

Durum böyle olunca, yalnızca kaliteli içerik üretmeye değil; aynı zamanda arama sonuçlarında rekabetle de ilgilenmek zorunda kalıyorsunuz. İşte bu bıkkınlık verebiliyor. Çünkü kaplumbağa hızında ilerlediğiniz, çok vakit alan bir iş. Detaylara gömüldükçe asıl odaklanmaya çalıştığınız konudan sapıyorsunuz.

Tek çözüm içerik üretmekten vazgeçip, yukarıda kibarca ifade etmeye çalıştığım “sıçma” evresine geçmek. Bu noktada ne yapacağınıza karar vermeniz gerekiyor. Ya çizginizi bozmayıp, daha da kaliteli içerikler ekleyecek, karşılığında “ruhunuzu” tatmin edeceksiniz. Ya da trafiği, yani geliri tercih edip içerik sıçacaksınız.

Kullandığım kaba tabirleri bağışlayın. Ancak bu durum argo kelimeler kullanmadan daha iyi ifade edilemezdi.

İçerik nasıl sıçılır? (Burası çok önemli)

Yukarıda “iyi gelir getiren bir site kurmak için 3-4 yıla ihtiyacınız var” demiştim. İçerik sıçmaya karar verdiyseniz, yani sizin için nitelik değil nicelik önemliyse, bu sayede süreyi 1-2 yıla da düşürebilirsiniz. Yeter ki siteniz için “popüler bir konu başlığı” belirleyin.

Gezi rehberi sitelerinden örnek vererek ilerlemek daha uygun olacak. Deli para var bu işte haberiniz olsun.

Örneğin “Ürdün’de ne yenir” Bunu yazmak için kalkıp Ürdün’e gitmenize gerek yok. Nasıl millet bilmediği konu hakkında koca makale yazıyor. Siz de yardırın anasını satayım.

çay simit
İçerik sıçarken “pek ihtiyacınız olmasa da” zihninizi açar.

Arama sonuçlarında ilk üç sırada çıkan sitelere girip yazıların çıktısını alıyorsunuz. Bu çıktılar ve boş bir defterle ucuz çay satan, yanında da simit poğaça yiyebileceğiniz sakin bir çay bahçesi bulup başlıyorsunuz ne yazmışlar okumaya.

“Ürdün’de fanfinfon pilavı içine katılmış cart curtla müthiş ikili oluşturuyor.”

bu cümleyi

“Ürdün’ün oryantal lezzetlerinin başında gelen, geçmişi firavun zamanına dayanan (at yalanı..) fantinfon pilavını cart curt eşliğinde en iyi felafel restoranda yiyebilirsiniz.”

şeklinde değiştiriyorsunuz.

içerik üretimi
Tata! İşlem tamam. Artık siz de içerik üreticisisiniz.

İki yıl boyunca, her gün ortalama ikişer yazı dışkılayarak, sizin de aylık geliri 1500-2000 TL’den az olmamak kaydıyla bir web siteniz olabilir.

Web sitesini hangi platform üzerinde inşa etmek gerekir?

Hangi içerik yönetim sistemini (CMS) kullanacağınıza en başta karar vermeniz gerektiğini düşünüyorum. Eğer web teknolojilerine uzaksanız, web sitesi için ayırabileceğiniz dişe dokunur bir bütçe yoksa, Joomla, WordPress ve Drupal gibi popüler içerik yönetim sistemlerinden birini tercih etmeniz yararınıza olacaktır.

.Net gibi platformlarda harika içerik yönetim sistemleri yazdılabilirsiniz. Siteniz bu sayede görünüm ve his açısından diğerleri arasından sıyrılacaktır. Ancak bu durum sizi bir yazılım firmasına gebe bırakacağı gibi, her yeni güncellemede ücret ödemek durumunda kalacağınızı da hesaba katmanız gerekir.

En iyi içerik yönetim sistemi hangisi?

Bence en iyi içerik yönetim sistemi, sizin için kullanması en kolay olanıdır. Yukarıda en çok tercih edilen 3 cms’i sıraladım. Aslında bunların üçü de modern web teknolojilerini destekleyen, kullanması kolay, önümüzdeki en az 10 yıl boyunca gelişmesini sürdürecek platformlardır. Ben WordPress kullanıyorum. Çok da memnunum. Bugüne kadar hiç “keşke” demedim.

içerik yönetim sistemleri
En popüler içerik yönetim sistemleri

*güncel listeye ulaşmak için tıklayın.

Hangi platformu seçerseniz seçin, hız ve site içi arama motoru optimizasyonu çok önemli. Madem web yayıncılığına adım atıyorsunuz; ilerleyen zamanlarda kendinizi bu tür konularda geliştirin.

Web geliştirme dipsiz bir kuyu gibidir. Eğer detaylara odaklanırsanız, yazmaktan uzaklaşır, uzmanlık alanınız olmayan konulara saplanır kalırsınız. Siteniz belli bir doyuma ulaşana kadar, hiçbir zaman içerikten uzaklaşmayın.

Blog kurmak ne işe yarar?

En basit şekliyle ifade etmek gerekirse, eğer deneyimlerinizi, becerilerinizi anlaşılabilir dilde yazarsanız insanlığa katkıda bulunmuş olursunuz.

Bu işten para kazanabileceğinizi fark ettiğiniz anda ise, bir şeylerden ödün vermeye başlıyorsunuz. İşin içine para girdiğinde bozulmayan ne var ki?

Sanırım para kazanma mevzusu (statü, avanta ve diğer soyut ve somut menfaatler de dahil) blogcuların eninde sonunda dayanamayıp ısırdıkları bir elmaya benzetilebilir.

Blogculuk nereye gidiyor?

Yukarıda gezi sitelerinin “kamp malzemeleri” içeriğiyle ilgilendiğini, bu kelimeden trafik kapmak için, konu hakkında yüzeysel bilgi sahibi olsalar dahi, içerik ürettikleri örneğini vermiştim. Gene aynı kelimeden örnekle, örneğin Sabah gazetesi de benzer işe soyunmuş durumda. Muhtemelen hayatındaki en büyük doğa tecrübesi “pikniğe gitmek” olan bir editöre onlar da “kamp malzemeleri nelerdir” başlıklı yazı yazdırmış, kafadan sallama saçma bir liste yayınlamışlar. İşte Internet üzerindeki bilgi kirliliği tam olarak da bu.

içerik
Bu içeriği oluşturmanın toplam süresi 5 – 7 dakika sürmektedir. İnsan bunu yayınlamaya utanır.

Bugün ana akım medya sitelerinin web sitelerini inceleyin. Neredeyse tümü, blog içeriklerinin aylık/yıllık arama hacimlerini araştırmak suretiyle (Google Keyword Suggestion Tool, Ahrefs, Ubersuggest gibi araçlarla), yüksek trafik çeken içeriklerle alakalı yazı yayınlıyor. Bu yazıların çoğu, tek dertleri asgari ücretin biraz üstünde aldıkları maaşla hayatta kalmak olan yeni mezunların elinden çıkıyor.

Süslü tabiriyle “içerik üreticisi” bu gençler, gün içinde “kamp malzemeleri” hakkında yazdıkları gibi, “kansere çare”, “avakadonun faydaları”, “Norveç’te görülecek 10 yer” gibi birbiriyle alakasız içerikler üretmek zorunda bırakılıp, adeta içerik sıçmaya zorlanıyorlar.

Bu işlerin neresinde duracağım? Gelecek planlarım neler?

İçerik sıçıcı olmaya doğru yanladığımı itiraf etmeliyim. Herkes gibi ben de bu işten para kazanabilir miyim, ufak bir köye yerleşip “içerik sıçarak” hayatımı asgari düzeyde sürdürebilir miyim, bunları ciddi biçimde düşünmeye başladım.

Bir “orta yol” bulmak gerektiğini düşünüyorum. Sadece kaliteli içeriğe odaklanıp, yel değirmenlerine savaş açmak ve bu esnada kaybolup gitmek istemiyorum.

İdeallerim

  • eski statik yazıların iyileştirilmesi (Türkçe dil bilgisi kurallarını katlettiğim bu yazıları baştan sona elden geçirmeyi kafama koydum.)
  • yayın yapılan içerik kategorilerini kaliteli statik içerikle doldurmayı sürdürmek (kısa bir süre sonra duracak, çünkü konu hakkında yazılabilecek, anlatılabilecek konu kalmayacak)
  • statik içerik kategorileri oluşturmak (örneğin dalış), konu hakkında bilgi sahibi editörlere ücret karşılığında yeni içerikler yazdırmak
  • atıl durumdaki haber kategorisine işlevlik kazandırmak

Hayallerim

  • gezi rehberi türünden içeriklere el atıp para kazanmak (belki bu iş için ayrı bir site yayınlamayı düşünebilirim)
  • doğa sporları ile alakalı ticaret yapmak, bu siteyi satışını yaptığım ürünleri tanıtacak bir platform olarak kullanmak.

Kim Ne Demiş?