Aladağlar Milli Parkında 4 gün 3 gece

aladağlar

Faaliyetsiz geçen 3 ayın ardından silkinip yaza merhaba demeye karar verdim. 10 gün boş vaktim vardı. Önce tek başıma yürüyeceğim uzun bir parkur, ardından kamplı bir zirve çıkışı, en son Akdeniz’in serin sularına atlayabileceğim bir plan yapmak istedim.

Aslında ilk olarak Karadeniz’de Trans-Kaçkarlar yapmak istiyordum. Fakat havaların yağışlı olması sebebiyle Karadeniz’i Ağustos ayına erteledim. 2011 Mayıs ayında Kaz Dağlarında yaptığımız 70 km’lik parkuru bu sefer biraz daha uzatarak tekrarlamayı su kaynaklarının kuruması sebebiyle sonbahar aylarına öteledim.

Google Earth’ten Türkiye’yi tararken gözüm Niğde ilimizde bulunan Aladağlar Milli Parkına takıldı. Bölgeyi ve rotaları birkaç saat internet’ten araştırdıktan sonra kendime 3 günlük yürüyüş planı yaptım.

Yukarıda yürüdüğüm rotayı görebilirsiniz. Rotayı daha detaylı incelemek veya GPX formatında indirmek için lütfen http://tr.wikiloc.com/wikiloc/view.do?id=3013286 adresine gidin.

Hiç vakit kaybetmeden yola çıkmak istiyordum. Çocukluğumdan beri uzun mesafeler için tren kullanmak mümkün olmadı. TCDD’nin 1990’lı yıllardan kalma sitesinde tren seferlerini bulamadığım için 444 82 33’ü arayıp sefer ve saatler hakkında bilgi istedim. İç Anadolu Mavi Treni ile hergün Adana’ya sefer düzenlendiğini; Haydarpaşa-Adapazarı hattında 2 yıllığına dış hat trenleri işlemeyeceği için trenin Adapazarı Arifiye Tren Garından 20:30’da hareket ettiğini öğrendim. Hemen rezervasyon yaptırıp ertesi gün için hazırlıklara başladım.

İç Anadolu Mavi Treni ile Adana’ya kadar gidebilir veya benim yaptığım gibi Niğde Ulukışla’da inip Niğde’ye 50 dk’lık yolculukla ulaşabilirsiniz.

Arifiye – Ulukışla tren bileti 38 TL’ye mal oluyor. Aynı trende yataklı vagonda tek başına kalmanın maliyeti 115 TL. Yataklıda tek başınıza kalırsanız kompartımana başkasını almıyorlar. İki kişi için fiyat belki düşebilir. 444 82 33’ten bilgi alabilirsiniz.

Pazar günü çantayı sırtlayıp Adapazarı Arifiye tren garına doğru yola çıktım. Tren beklentimin aksine oldukça bakımlı ve yeniydi. Tek sıra bölümden ayırttığım koltuk oldukça konforluydu. Yolculuk başladı ve gerine gerine ayaklarımı uzatarak oturdum. Koltuğumun hemen yanında priz bulunduğu için şarj endişesi taşımadan yolculuk boyunda telefondan internete girdim. Seyehatin benim açımdan tek sıkıcı tarafı hava karardığı için çevreyi göremeden seyehat etmek oldu.

Trenle seyehat etmenin birçok avantajı var. Koltuklar geniş ve ayaklarınızı uzatabiliyorsunuz. Trende bildiğiniz restaurant var. Canınız sıkıldıkça veya acıktıkça gidip yemek yiyebiliyor, çay-kahve ve hatta bira bile içebiliyorsunuz. Her vagonda tuvalet bulunuyor. Ortalama iki saatte bir güzergahınız üzerinde yer alan istasyonlarda durdukça inip sigaranızı tüttürebiliyorsunuz. Bundan böyle trenleri daha sık kullanmaya karar verdim.

İnternet’te Aladağlar hakkında birçok bilgi, faaliyet raporu ve değişik anlatımlar mevcut. Fakat büyük bir çoğunluğu “çorba” kıvamında. Kimisi yaptığı faaliyeti “kuzey kutbu keşif faaliyeti” kıvamında, kimi de o kadar şiirsel anlatmış ki.. gidince neyle karşılaşacağınızı merak edip duruyorsunuz..

Pazar günü akşam 20:30’da hareket eden Mavi Tren Pazartesi sabahı 11:20’de Niğde Ulukışla tren istasyonuna vardı. İstasyona 100 metre mesafede Ulukışla – Niğde minibüsü ile 6 TL karşılığında 50 dk süren yolculukla Niğde’ye ulaştım. Ulukışla minibüsü Aladağlar Milli Parkı için gitmeniz gereken Çamardı ilçesine kalkan Niğde-Çamardı minibüsünün bulunduğu “Eski Otogar” a kadar sizi götürüyor. Niğde’ye otobüsle gelecek arkadaşlar Çamardı’na gitmek için yeni otogardan eski otogara bir şekilde geçmeleri gerektiğini unutmasınlar.

Ulukışla Tren İstasyonu
Ulukışla Tren İstasyonu

Çamardı minibüsü ile 8 TL karşılığında 1,5 saatte Çamardı’na gidebiliyorsunuz. Çamardı ilçe merkezinde indikten sonra kamp alışverişinizi uygun fiyatla yapabileceğiniz, hemen hemen herşeyin bulunduğu A101 market mevcut. İlçede Ziraat bankası ve her banka kartıyla para çekebileceğiniz Ziraat Bankası ATMsi var. İlçede yaşayanlar dışarıdan gelen yabancılara alışık. Oldukça kibar ve cana yakın davranıyorlar. Kime ne sorduysam en ince ayrıntısına kadar sıkılmadan anlattı. Çay ısmarladılar, yemek yemeyi teklif ettiler. Süper insanlar.

çamardı minibüsü
Çamardı minibüsü (Dikkat eski otogar’dan kalkıyor)

Çamardı’na geldiğinizde kendinizi yorgun hissediyorsanız uygun fiyatlarla konaklayabileceğiniz hoş bir pansiyon var. Şafak Pansiyonu aramanız durumunda ücret ve oda durumları hakkında bilgi alabilirsiniz.

Aladağlara grup halinde gitmeyi planlıyor; traktör, katır, rehber, çadırda konaklama ve yiyecek-içecek hizmetleri almak istiyorsanız gerekli düzenlemeler konusunda Demavend Turizm ile kontak kurabilirsiniz.

Demirkazık
Demirkazık Köyünden Demirkazık Tepe ve Aladağlar

Aladağlar’da Birinci Gün

Çamardı’da işlerimi hallettikten sonra 3 günlük yürüyüşümün başlayacağı Şafak Pansiyonun önüne araçla gittim. En son yaptığım market alışverişi ve su takviyesinden sonra sırt çantam alarm vermeye başladı. Her zamanki gibi yükü abarttım. Yaklaşık 20 kg.’nin üstünde yük ile yürüyüşe başladım. Asfalttan 3-4 km. devam ederek Demirkazık köyüne ulaştım. Asfaltı takip ederek yürüyüşün asıl başlayacağı nokta olan Pınarbaşı köyü istikametine 3 km kadar daha devam ettim. 2 saatlik bu yürüyüş bacaklarımı ısıttı. Yükselmeye başlamadan önce herkese bu tarz yürüyüşleri tavsiye ederim.

Pınarbaşı
Uzaktan Pınarbaşı Köyü. Tam karşıdaki Traktör yolu sizi Maden Vadisine, oradan da Karagöl’e kadar götürüyor.

Pınarbaşı köyünün girişinde yer alan mezarlıktan hemen sağa saparak asıl yolculuğun başladığı traktör yoluna giriliyor. Su takviyesi yapacaksanız tam bu noktada her mevsim akan çeşme mevcut. Çeşmede bir süre dinlendikten sonra Maden vadisine doğru hafifçe yükselmeye başlıyorum. Vadi girişinde yüksek bir noktada enerjim tükendiği için hava tam kararmamışken uygun bir düzlükte kamp kurmaya karar veriyorum.

İlk gün yol yorgunluğunun üstüne 13 km. yürüyünce çevredeki güzelliklerin pek farkına varamadım. Demirkazık köyünden Aladağların oldukça ihtişamlı göründüğünü söyleyebilirim.

Yaklaşık 20 kg. yüküm var. 20 kg.’lik yükün 4,5 kg’si su. 2 kg sırt çantası, 2 kg tulum, 2,5 kg gıda, 1 kg üst baş, 2 kg çadır, mat, gps, telefon, şarj cihazları, tüpler, ocak, yemek seti, ilk yardım seti, kafa-el fenerleri, terlik, dslr fotoğraf makinesi, 15 kadar kalem pil,  o-bu derken gene eşşek yükü ile yola çıktım !!

Tüp, ocak, yemek seti, yedek kıyafet, kışlık tulum, dslr fotoğraf makinesi, şarj cihazları, 15 tane pil gibi şeylerin ne kadar gereksiz olduğunu birkez daha anladım. 3 gün çay içme, sıcak yemek yeme arkadaş!! hadi kış olsa bir derece… Cebe sığan hafif bir fotoğraf makinesi ile git almışım yanıma bir kiloluk makineyi.. çekeceğim şey dımdızlak kaya… Yedek kıyafet alma..3 gün koksan ne olur??? böyle kendi kendime söylenip durdum.

Neyse siz siz olun bu tip kamplı yürüyüşlerde 10 kg yükü geçmeyin. Acil tarafından kaz tüyü, yaz aylarında yüksek irtifada kullanabileceğim, 0 comfort derecesine sahip bir tulum edinmem gerek. 600 gramlık minnacık tulum nere, benim eşşek ölüsü 2 kg’lik Husky Anapurna nere…

çadırdan gün batımı
İlk gece çadırımın manzarası

Yükü hafif tutabilmek için çadırın dış tentesini yanıma almadım. Dışarısı ile aramda yalnızca ince bir tül var. Akrep, örümcek fobim olmasa açıkta tulumda kalabilirdim. İlk gün kamp kurduğum noktada manzara mükemmel. Güneş yeni battığı için gökyüzü kızıl. Bir saat sonra kızıllık yerini karanlığa bırakıyor. Bu sefer yıldızları izlemeye başlıyorum. Tek başıma olduğum için inceden tırsmıyor da değilim. Henüz 1950 metrede olmama rağmen çevremde hiçbir ışık yok. Zifiri karanlık, yalnızca yıldızlar.

Aladağlar’da İkinci Gün

Maden Vadisi
Maden Vadisi

Sabah 06:30’da gözlerimi açıyorum. Fakat öyle yorgunum ki 09:30’a kadar tekrar uyuyorum. Tek başıma geldiğim için kendimin efendisiyim. Kahvaltı, toplanma derken saat 10:00’da 1950 mt’de kurduğum kamp yerini terk ederek yola çıkıyorum. Hedefim Maden Vadisi boyunca ilerleyerek Karagöl’e varmak.

Maden Vadisi
Vadi boyunca durup dinlenebileceğiniz, su takviyesi yapabileceğiniz pek çok yer var.

Vadi boyunca sürekli yükselerek ilerliyorum. Yol boyunca ufak şelaleler ve bir süre sonra çok yakından paralelinde ilerlediğim akarsu mevcut. Karagöl’e kadar 1,5 lt. su taşımanız, bittikçe doldurmanız mümkün.

Yol giderek dikleşiyor. Karagöl’e yaklaştıkça çıkış insanı canından bezdiriyor. 1950 mt’den 3050 mt’de bulunan Karagöl’e traktör yolundan hiçbir yere sapmadan ulaşmak mümkün.  Hafif çanta ile tatlı-sert olabilecek bu yürüyüş benim için oldukça yorucu geçiyor. Neyse ki sonunda Karagöl’e ulaşıyorum.

Karagöl
Saat 17:00 olmasına rağmen güneş Karagölü erkenden terk ediyor.

Göl çevresinde tur firmasına ait branda çadırlar mevcut. Fakat bir tek ben varım. Osursanız yankı yapıyor. Öyle bir ortam. Her taraf yüksek tepelerle çevrili. Saat 17:00 olmasına rağmen güneş bu çukuru çoktan terketmiş. Sırtımdaki çantadan kurtulduktan sonra yarım saat kadar gölün çevresinde bir o yana bir bu yana geziniyorum. Çadırların içini merak edip bakınıyorum.

18:00’da çadırımı kurduktan sonra birşeyler yemek için orada kurulu olan masanın üzerine yiyeceklerimi diziyorum. Fazla yiyorum ki biraz yüküm hafiflesin. Çayı bile tüp bitsin diye fazla kaynatıyorum.

İkinci gün Karagöl’de birileri ile karşılaşmayı umuyordum. Tek başıma kafa dinlerim diyerek çıktığım Aladağlar’da hiçkimse ile karşılaşmadığım için üzgünüm. Milletin dilinden düşmeyen Aladağlar’da bir tek ben varım. Üstelik yaz tatilindeyiz. Yapacak hiçbirşey, konuşacak insan olmadığı için çadıra giriyorum. Çadırda yol hakkında birkaç satır not aldıktan ve ertesi günü planladıktan sonra hava henüz aydınlıkken uykuya dalıyorum.

Karagöl Çadır
İkinci gün çadırımın manzarası
Kurt
Eğer kurtla karşılaşırsam Kamp Tüpü ile kurtu yakıcam. Savunma planı hazır.

Gece uyandığımda biraz ürperiyorum. Takır tukur sesler geliyor. Dağlardan düşen taşlar yankı yapıyor. Acaba taş kendiliğinden mi düştü yoksa kurt sürüsü mü geziniyor diye kendime soruyorum. Kısa bir süre önce izlediğim The Grey filmi aklıma geliyor. Bu film Alaska’da uçakları düşünce kurtlara yem olan insanları anlatıyordu. Filmde kurtların yalnızca ateşten korktuğunu gördüğüm için kamp tüpünü yakınıma alıyorum. Kurt çadıra girerse kamp ocağı ile çadırı yakacağım, kurtla birlikte yanacağız, tabi bende Karagöl’e atlayıp hafif yanıklarla kurtulacağım. Plan bu. Bunları düşünürken tekrar uykuya dalıyorum.

Aladağlar’da Üçüncü Gün

Sabah 08:00’da kalkıp çabucak hazırlanıp kahvaltımı  yaptım. Yaklaşık 500 metre yükselip geçmem gereken bir geçit var. Karagöl’den yukarı patikaya giriyorum. Karagöl’den sonra artık araçların geçebileceği yol bulunmuyor. İstikamet Yedi Göller. Devamlı ardımda bıraktığım Karagöl’e dönüp bakıyor, fotoğraf çekiyorum.

Karagöl
Karagöl
gelincik
Dikkatli bakarsanız sevimli bir hayvan göreceksiniz.

Önümde ufak bir hareketlenme gözüme çarpıyor. 100 metre uzağımda ufak bir hayvanla durmuş birbirimizi inceliyoruz. Boz rengi dolayısıyla doğada oldukça iyi kamufle olmuş. Yürümeye devam ediyor; Aladağlarda gördüğüm kuş dışında tek canlıya veda ediyorum.

Çömçe Gölü
Aladağlarda gördüğüm en güzel köşe.

1 saatlik yükselişin ardından Çömçe gölüne varıyorum. Göl dediysem öyle büyük birşey hayal etmeyin. Ufak bir su birikintisi sadece. Fakat çok sevimli. Gölün başında zeminden su kaynıyor. Bu su oldukça lezzetli ve kristal kadar berrak. Eğer enerjiniz varsa kampı Karagöl yerine bu noktada kurmanızı tavsiye ederim. Karagöl’de içilebilir kalitede su bulunmuyor.

Bu güzel manzarayı ardımda bırakarak yükselmeye devam ediyorum. Sürekli inişli çıkışlı patikaların, ufak göllerin ve akarsuların ardından geçite yaklaşıyorum. Geçit sırtınızda yük yoksa kolay bir şekilde geçilebilir. Haziran olmasına rağmen yer yer karla kaplı bu dik duvardan temkinli bir şekilde yükseliyorum. Aşağısı, her iki tarafım uçurum.3450 metrede; en yüksek noktanın 50 metre kadar altında telefon azda olsa sinyal alıyor. Fakat tepe noktada ilginç bir biçimde sinyal almak mümkün değil.

geçit
Geçit denilen bölge.

Geçidi aştıktan sonra kısa bir mesafeyi düz katediyorsunuz. Daha sonra karşınıza tabak gibi Yedigöller çıkıyor. Yedigöllere ulaşmak için 70 derece, bol çarşaklı bir patikadan 500 metre kadar alçalıyorsunuz. Bu esnada hava bozuyor. Ben de istikameti platonun sonuna, yani tur firmalarının çadırlarının bulunduğu ana kamp mevkisine doğru belirliyorum. Yağmur yağması halinde branda çadırlara girmek iyi fikir gibi görünüyor. Hem belki birileri ile karşılaşırım, iki laflarız diye düşünüyorum. Sıkıcı ve yorucu bir biçimde sürekli alçalıp yükselip gölleri teker teker ardımda bırakarak ana kamp alanına varıyorum.

Yedigöller
Geçit geçildikten sonra tabak gibi Yedigöller manzarası karşılayacak sizi.
Yedigöller Anakamp alanı
Yedigöller Anakamp Alanı

Birileri ile karşılaşma durumu burada da gerçekleşmiyor. Koskoca Milli Park’ta yalnızca ben varım. Üç gündür kimse ile karşılaşmadan yol alıyorum. Bu durum moralimi çok bozuyor. Çantayı sırtımdan atıp biraz çevreyi inceliyorum. Kendime bir kahve hazırlayıp dinlenmeye çekiliyorum. İçimden yazı yazmak gelmiyor. Nereye baksam taş duvar. Hiç iç açıcı bir atmosfer yok. Ferah bir yerdeyim fakat kapana kısılmış gibi hissediyorum. Mutsuzum. Kamp kuracağım noktaya yaklaşırken bir sonraki gün geçeceğim Çelikbuyduran geçidini incelemiştim. Hemen dönüş planları yapmaya başlıyorum. Canım Aladağlarda bir gün daha kalmak istemiyor. Bu yüzden planım ertesi gün geçidi geçtikten sonra dördüncü kamp yerinde durmadan karayoluna kadar alçalıp yürüyüşü sonlandırmak. Yedigöllere birkaç saat daha erken gelmiş olsaydım yorgunluğa rağmen devam ederdim diye kafamdan geçiriyorum.

Birşeyler atıştırdıktan sonra zorla kendimi uyutmaya çalışıyorum. Gece irtifadan dolayı 10 dakika kadar baş ağrısı hissediyorum, fakat bu durum çok uzun sürmüyor tekrar uykuya dalıyorum.

Aladağlar’da Dördüncü Gün

Dördüncü gün güne güzel başlıyorum. Ortalık günlük güneşlik. Bir de içimde medeniyete kavuşacak olmanın heyecanı var. Çadırı kurduğum alanın çok yakınında tur firmalarına ait branda çadırlar var. Kısa bir keşfe çıkıyorum. Çadırlardan bir tanesinin içinde bir miktarı yenmiş beyaz peynir kalıbı buluyorum. Belli ki birkaç gün önce buralara bir kafile getirmişler. Bu da arta kalmış. Akarsuyun yanında da kavanozlar içinde çilek reçeli ve bal sanki benim için hazırlanmış. Moralim düzeliyor. Hemen güzelce rize çayımı demliyor, peynir ve reçelden göz hakkımı alarak nefis bir kahvaltı yapıyorum.

Saat fıldır fıldır ilerliyor. Bu sefer kahvaltı ve çantamı toparlayıp yola koyulmam saat 11:00’ı buluyor. İstikamet Yedi Göllerden(3050 mt) Çelikbuyduran geçidine (3500 mt) yükselmek, oradan da şartlar müsait olursa 200 metre daha yükselip Emler zirvesi yapmak ve dönüş için alçalmak.

Çelikbuyduran geçidine doğru yavaş yavaş ilerliyorum. Bu esnada önce ufak beyaz bulutlar toplanıyor, ardından gök gürültüsü sesleri duymaya başlıyorum. Hava 15 dakika içinde kapkaranlık oluyor. Belli ki fırtına yaklaşıyor. Yağarmı yağmazmı diye düşünürken 150-200 metre kadar çaprazıma düşen yıldırımla birlikte önce çantam, ardından taşıdığım bütün metal eşyaları hızla çıkararak sığınacak bir köşe aramaya başlıyorum. 20 dakika kadar profilimi alçalttıktan sonra devam etmeye karar veriyorum. Çelikbuyduran geçidine 100 metre kala yıldırım ve rüzgar hızını arttırıyor. Düşen ilk yağmur damlacıkları birazdan olacakların habercisi. Çantamın içindeki çanta yağmurluğu ile çantayı korumaya alıyorum. Çantanın içinden çadırı çıkarıyor yanıma alıyorum. Metal, elektronik cihaz ne varsa çantada bırakıp uzaklaşıyorum. Rüzgardan korunmak için dağcılar veya çobanlar tarafından hazırlanmış rüzgar siperinin içine matı serip uzanıyor; üzerime çadırı tersten geçiriyorum.

Çelikbuyduran geçidine doğru
Çelikbuyduran geçidine doğru yol almaya başladım.

İlerleyen dakikalarda tahmin ettiğim gibi yağmur hızını arttırıyor. Neyse ki kuru kalmayı beceriyorum. Etrafıma düşen yıldırımlara da bir süre sonra alışıyorum. Yağmur zaman zaman dolu, zaman zaman kar şeklinde yağıyor. Kıyafetlerim bu tip hava şartları için yetersiz. İyi ki çadırı üzerime almışım diye düşünerek havanın sakinleşmesini bekliyorum. Bir buçuk saatlik bekleyişin ardından hava sakinleşiyor. Kendi kendime “fırsat bu fırsat, ya devam edersin ya da geceyi burada iki büklüm geçirirsin” diyorum. Ayağa kalkıp hızla geçidi aşmam için gereken 100 metreyi tamamlamaya çalışıyorum.

Bu arada benzer tehlikelere doğada sizler de maruz kalabilirsiniz. Yıldırımdan korunma yazısını vakit bulduğunuzda okumanızı öneririm.

Aşağıdaki videoda Çelikbuyduran Geçidi, Emli Vadisi ve Emler zirvesini görebilirsiniz.

Emler’e çıkmaktan vazgeçtim. Başıma iş almak istemiyorum. Emler zirvesi ile Çelikbuyduran geçidi arasında 1 km mesafe +200 metre irtifa var. Yarım saatte kolaylıkla çıkılıp inilebilir. Bu esnada ufukta 3 tane katır beliriyor. Katırların ardından tur firmasında görevli katırcılar. Onları görünce o kadar çok seviniyorum ki gidip sarılasım geliyor. Hepsiyle laflıyoruz. Tek başıma yürüdüğüm için şaşırıyorlar. Bu arada yağan yağmurdan hepsi nasibini almış, sırılsıklamlar. Soruyorum bugün asfalta inebilir miyim diye… düşünüyorlar ikisi inemezsin, birisi inersin diyor. Gülüşüp ayrılıyoruz. Onlar benim kamp kurduğum yere, ben onların geldiği yere doğru yürümeye başlıyorum.

Çelikbuyduran geçidi ve Emli vadisi oldukça etkileyici. 3500 metre irtifadan 1800 metrelere; dağların eteklerine doğru dik bir kulvardan vadi boyunca alçalmaya başlıyorum. Kar yok fakat çarşak ıslak. Arada ufak tehlikeler atlatıyorum, fakat medeniyete yaklaşmanın verdiği moralle hızlı bir biçimde yol alıyorum. Telefon çektiği için gerekli gereksiz bir sürü insanı arayıp sohbet etmeye çalışıyorum. Konuşmayı özlemişim.

Uzun ve yorucu bir inişten sonra nihayet kamp alanına doğru giden patikaya giriyorum. Bir çobanla karşılaşıyorum. Bana bir iki kilometre boyunca eşlik ediyor. Bol bol konuşuyoruz. Sigarasının az olduğunu fark ettiğim için kendisine 1 paket sigara bırakıyorum. İstemeyerek olsa da kabul ediyor. Demavend Turizmin çadırları oldukça güzel organize edilmiş. Güzel bir alana kurulmuş. Çok fazla oyalanmadan inişe devam ediyorum. Git git bitmiyor. Şafak Pansiyona 1 kilometre kala artık yürümekten bıkmış haldeyim. Kendimi bir an önce Çamardı’na atmak, orada Niğde Gazozu içmek istiyorum.

Nihayet karayoluna çıkıyorum. Adanalı bir şöför abimiz yorgun olduğumu görüyor ve kamyonuna alıyor. Çamardında iniyor direk bakkala gidip 2 şişe Niğde Gazozu içiyorum. Birkaç sigara içip sakinleştikten sonra Jandarma’ya gidip sağsalim döndüğümü bildiriyorum.

Üzerimde yolu bitirmiş olmanın hafifliği var. Fakat Aladağlar beni açmadığı için bir an önce Niğde’den uzaklaşmak istiyorum. Hedefim birkaç gün sonra Todosk tarafından düzenlenecek 19ncu Kızlar Sivrisi tırmanışına katılmak. Niğde Otogarına gidip önce Mersin’e, oradan Antalya’ya geçmeye karar vererek Niğde’den hızlı bir biçimde ayrılıyorum.

Sonuç

Aladağların dağcılara, daha doğrusu tırmanış ile ilgilenenlere pek çok olanak sunduğu açık. Hem teknik tırmanış yapabileceğiniz, hem de trekking yapar gibi çıkabileceğiniz onlarca zirve barındırıyor. Tırmanış sporuna gönül verenler için bulunmaz bir nimet.

Fakat benim gibi; şöyle yemyeşil yaylalardan, akarsulardan, şelalelerden, rengarenk çiçeklerin arasından yürüyüp aşağıdaki çam ormanlarından gelen mis gibi havayı içime çekmek isterim diyorsanız Aladağlar bu beklentinizi karşılamayabilir. Bu durumda rotanızı hemen Karadeniz’e çevirin. Aladağlar’da her yer taştan, kayadan ibaret. Etkileyici görüntüler elbette yok değil. Farklı bir ortam. Başka bir gezegende olduğunuz hissine kapılabilirsiniz.

Bu yolu tek başınıza yürümeyin. Sıkılabilirsiniz. Yanınıza mutlaka kafa dengi birilerini alın. Kondisyonsuz arkadaşlarla çıkar, yükü de ağır tutarsanız bütün yol boyunca sızlanmalarını dinleyeceğinizi unutmayın.

Pişman mıyım? Kesinlikle değilim. Kafa dengi bir grupla gitseydim daha fazla zevk alırdım.

Zor mu? Kolay değil. Tur firmaları ile çıkarsanız herşeyinizi katırlarla taşıyorlar. Bu durumda Aladağlar Milli Parkında bildiğiniz trekking parkurlarını yürür gibi gezinebilirsiniz. Tur firmaları Dağ/Vadi eteğine veya Karagöl’e traktörle ulaşımınızı sağlıyorlar. Tercih sizin.

Youtube Kanalı

Malzeme İnceleme

Reklam